Sizin için Öneriler
Top

Selda Gökcen: Bir Meslekten Bir Tutkuya, Bir Tutkudan Hyacinthia’ya

Hemşirelikten iç mimarlığa, oradan özgün tasarım dünyasına uzanan sıra dışı bir yolculuk… Selda Gökcen, kurduğu Hyacinthia markasıyla dekoratif objeleri yalnızca birer aksesuar değil, tasarımcısının imzasını taşıyan özgün eserler olarak yeniden yorumluyor.Hayat bazen insanı, yıllarca yürüdüğü yoldan hiç beklemediği bir anda başka bir yöne çağırır. Selda Gökcen’in hikâyesi de tam olarak böyle başladı.

Okul hayatının ardından üç yıllık hemşirelik eğitimi alan Gökcen, eğitimini tamamladıktan sonra yaklaşık on yıl profesyonel olarak mesleğini sürdürdü. Ancak kızının dünyaya gelişiyle birlikte hayatındaki öncelikler değişti. Kızını büyütebilmek için meslek yaşamına kendi isteğiyle birkaç yıl ara verdi.Bu dönem, onun için yalnızca anneliğe ayrılmış yıllar değil, aynı zamanda kendisini ve yaratıcılığını yeniden keşfettiği bir sürecin başlangıcı oldu.

Bir odanın yerini değiştirmekle başlayan keşif

 

Gökcen, evde geçirdiği yıllarda yaşam alanlarına karşı duyduğu ilginin aslında sıradan bir dekorasyon merakının çok ötesinde olduğunu fark etti.Bir odadaki mobilyaların yerini değiştirmek, farklı malzemeleri bir araya getirmek, mekânın atmosferini küçük dokunuşlarla dönüştürmek giderek hayatının doğal bir parçası haline geldi.Bu ilgisini profesyonel bir zemine taşımaya karar veren Gökcen, iki yıllık özel bir iç mimarlık akademisinde eğitim aldı.Akademide aldığı eğitim onun için önemli bir dönüm noktasıydı. Eğitmenlerinden biri, Gökcen’in dekoratif tasarıma yaklaşımındaki farklılığı fark ederek yalnızca iç mimarlıkla sınırlı kalmamasını, tasarımcı kimliğini de geliştirmesini önerdi.Bu öneri, zihninde uzun zamandır şekillenen bir düşünceyi daha görünür hale getirdi:

 

Sadece mekân tasarlamak değil, o mekânın ruhunu belirleyen objeleri de yaratmak.

Pandeminin sessizliğinde doğan marka: HyacinthiaSelda Gökcen, uzun zamandır hayalini kurduğu dükkân ve atölyesini pandeminin başlangıcında açtı.Dünyanın yavaşladığı, sokakların sessizleştiği o sıra dışı dönemde atölyesinde üretmeye devam eden Gökcen için yalnızlık, beklenmedik biçimde yaratıcı bir alana dönüştü.Kendi tasarım dilini sorgulamaya başladı.Nasıl bir tasarımcı olmak istiyordu?Piyasada zaten var olan objelerin benzerlerini üretmek mi, yoksa uzaktan bakıldığında dahi tasarımcısını belli eden bir kimlik yaratmak mı?Cevabı netti:“Sıradan bir iş yapmak istemiyorum. Bir marka yaratmak istiyorum. Tasarladığım her eser benim imzamı taşımalı.”İşte bu düşünceden Hyacinthia doğdu.

 

İlhamını doğadan alan bir isimMarkanın adı da Gökcen’in tasarım dünyasına yaklaşımını yansıtıyor.Hyacinthia, ilhamını water hyacinth, yani su sümbülünden alıyor.Doğanın organik formları, dönüşüm gücü ve yalın estetiği; markanın tasarım anlayışının da temel referanslarından biri haline geliyor.Ancak Hyacinthia’yı farklılaştıran yalnızca ismi ya da estetik yaklaşımı değil.Markanın temel tasarım prensibi, tek bir malzeme ve tek bir teknik üzerinden özgün dekoratif objeler geliştirmek.Bu sınırlılık Gökcen için yaratıcılığın önünde bir engel değil; tam tersine tasarımın karakterini belirleyen bilinçli bir tercih.Aynı malzemenin farklı formlara dönüşebilme ihtimali, her yeni çalışmada başka bir tasarım hikâyesinin kapısını açıyor.

“Her tasarım benim imzam olmalı”Hyacinthia’nın merkezinde seri üretim anlayışından çok, tasarımcının kişisel dokunuşu bulunuyor.Gökcen, ortaya çıkardığı objelerin yalnızca güzel görünmesini değil, bir kimliğe sahip olmasını önemsiyor. Bir Hyacinthia tasarımına bakıldığında, etiketi görülmeden dahi hangi tasarım dünyasına ait olduğunun hissedilmesini hedefliyor.Bu nedenle marka, dekoratif obje üretiminin ötesinde özel yaşam alanlarına yönelik kişiselleştirilmiş konseptler geliştirmeye hazırlanıyor.Rezidanslardan butik otellere, restoranlardan özel davet alanlarına kadar farklı mekânlar için tasarlanabilecek özgün çalışmalar; mimari, dekorasyon ve sanatsal obje arasındaki sınırları daha geçirgen hale getirmeyi amaçlıyor.Selda Gökcen bugün, hemşire olarak başlayan profesyonel hayatının bambaşka bir noktasında duruyor.Fakat geçmişini geride bırakmış değil.Disiplin, insanı gözlemleme yeteneği, detaylara gösterilen özen ve yıllar içinde edinilen yaşam deneyimi bugün onun tasarım anlayışının görünmeyen parçalarını oluşturuyor.Şimdi önünde yeni bir dönem var.Kendisini ve Hyacinthia’yı daha geniş bir tasarım dünyasına tanıtmak…Çünkü onun için gerçek tasarım, yalnızca bir mekânı güzelleştirmek değil; o mekâna başkasında bulunmayan bir karakter kazandırmak.Ve belki de Hyacinthia’nın bütün hikâyesini tek bir cümle özetliyor:Bir obje bir mekâna ait olabilir; ama iyi bir tasarım, tasarımcısının imzasını taşır.

 

Post a Comment